/* Blog Hocam İletişim Sayfası */ .contact-form-widget { width: 500px; max-width: 100%; margin: 0 auto; padding: 10px; background: #E6E7E8; color: #000; border: 1px solid #656E75; box-shadow: 0 1px 4px rgba(0, 0, 0, 0.25); border-radius: 10px; } .contact-form-name, .contact-form-email, .contact-form-email-message { width: 100%; max-width: 100%; margin-bottom: 10px; } .contact-form-button-submit { border-color: #656E75; background: #E6E7E8; color: #000; width: 20%; max-width: 20%; margin-bottom: 10px; } .contact-form-button-submit:hover{ background: #679EC9; color: #ffffff; border: 1px solid #FAFAFA; } /* Blog Hocam İletişim Sayfası */

1 Kasım 2016 Salı

38 Meryem Ana Otu- Fatma Ana Otu

Fatma Ana Otu- Meryem Ana Otu

Şubat ayındaki umre ziyaretimiz öncesinde, Kutsal Topraklarda neler yapılabilir, nerelere gidilebilir ve neler alınabilir bolca araştırma yapmıştım. Suudi Arabistan anıları için buyurunuz: Bölüm 1 Medine  ve Bölüm 2: Medine .  Fatma Ana Otuna o araştırmalarım sırasında rastladım. Kutsal topraklara gidenlere, muhakkak almaları tavsiye ediliyordu. Daha önce adını dahi duymamıştım bu otun, görüntüsü ise daha da bir ilgimi çekti. Medine'deyken dükkanlarda da sık sık karşılaşınca, 3 tanesini 5 riyale satın aldım.

Fatma Ana Otu- Meryem Ana Otu


Bu ota  kimisi Meryem Ana Otu diyor, kimisi ise Fatma Ana Otu. Rivayeti, Peygamber Efendimizin kızı Hazreti Fatma tarafından dikilmiş olan bir bitki olması. Bu kadar duyulmuş olmasının nedeni ise, doğum yapan kadınların kolay bir şekilde doğum yapmasını sağlamasının ve çocuk sahibi olmak isteyenlerin, bu bitki vesilesiyle çocuk sahibi olacağının düşünülmesindenmiş. 



Fatma Ana Otu- Meryem Ana Otu

16 Ekim 2016 Pazar

12 Laktozsuz Süt ve Laktozsuz Ürünler Hakkında Her Şey

Laktoz nedir?
Süt ve süt ürünlerinin içinde bulunan doğal süt şekeridir.
Laktoz intoleransı nedir? 
Laktozun sindirilmesi için laktaz enzimi gerekir. Eğer vücutta yeterli miktarda laktaz enzimi bulunmuyorsa, laktoz intoleransı var demektir.
Laktoz İntolerans belirtileri nelerdir?
Laktoz intoleransı sütün içindeki laktozun sindirilemediği durumlarda ortaya çıkar. Süt içince karın şişkinliği, karın ağrısı, gaz, mide bulantısı görülebilir. Bu tarz sorunlarınız varsa süt ve süt ürünleri tüketmekten vazgeçmek yerine Laktozsuz Süt’ü tüketebilirsiniz. Belirtilerin şiddeti tüketilen laktoza ve kişinin ne kadar laktozu tolere edebildiğine göre değişir. Belirtiler süt ve sütlü ürünlerin tüketimini takiben yarım saat ile 2 saat arası sonrasında kendini göstermeye başlar. Süt içerdiği kalsiyum, protein, yağlar, vitaminler ve mineraller açısından temel besin gruplarındandır.
Yaşam boyu sağlıklı olmak için her yaş döneminde ihtiyacınız olan türde ve miktarda süt içmeniz gerekmektedir.
Laktoz intoleransınız varsa ne yapabilirsiniz?
Laktozu azaltılmış veya laktozsuz süt ve süt ürünleri tüketebilirsiniz.
Laktozsuz süt ve laktozsuz yoğurt nasıl üretilir?
Laktozsuz süt ve laktozsuz yoğurt, sütün içindeki laktozun laktaz enzimi ile parçalanması sonucu elde edilir. Laktaz enzimi katkı maddesi ya da koruyucu değildir. Ürünün prosesi sırasında görevini yerine getirip, son aşamada aktivitesini yitirerek ürünün içerisinde kalmaz.
Laktozsuz süt ve laktozsuz yoğurt neden daha tatlıdır?
Laktozun glikoz ve galaktoza parçalanması nedeniyle, standart süt ve yoğurttan daha tatlı hissedilen ürünlerdir. Hissedilen tatlılık doğal şekerlerdendir, ilave şeker içermez.
Laktozsuz süt sizin için uygun mu?
Laktozsuz süt, sütteki laktozu sindiremeyen ve süt içince şişkinlik, ağrı, gaz ve bulantı sıkıntılarını yaşadığı için süt tüketemeyen kişilerin rahat şekilde süt içmelerini ve sütün besin değerlerinden faydalanmalarını sağlamaya yardımcı olur.
Neden Laktozsuz Yoğurt tüketmelisiniz?
Laktozsuz Yoğurt, laktoz intoleransına karşı hem sağlık faydası sağlamakta, hem de tatlılık derecesinin yüksek hissedilmesi nedeniyle şeker kullanılması gereken ürünlerde şeker azaltmaya imkan tanımaktadır. Bu nedenle ara öğün olarak sade ya da müsli karışımı gibi bir alternatifle tüketilmeye çok uygundur, hissedilen tatlılık doğal şekerlerdendir, ilave şeker içermez. Ayrıca, 100 g laktozsuz yoğurt günlük kalsiyum ihtiyacının %23’ünü karşılamaktadır.
Laktozsuz süt ve yoğurt tüketmenin zararı var mıdır?
Laktozsuz süt ve yoğurt tüketmenin hiçbir zararı bulunmamaktadır.
Pınar Denge Laktozsuz Süt ve Yoğurt hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

6 Ekim 2016 Perşembe

42 Kıymalı Karnabahar Graten

Karnabahar Graten


Sebze Graten yemekleri, "bu akşam hafif, yapımı kolay ama şık görünümlü ne yemek yapabilirim" sorusuna cevap aradığım zamanlarda hep kurtarıcım olmuştur. Hem çok kolay hazırlanması, hem birçok sebzeden yapılıp isteğinize göre şekillendirilebilmesi, hem de oldukça lezzetli olması beni bu seçime iten nedenlerden olmuştur.

Sebze graten yaparken, bazen brokoli, bazen brüksel lahanası, bazen de karnabahar kullanıyorum. Hepsini karıştırdığım da oluyor. Bu tarifte ise sadece karnabahar kullanmayı tercih ettim. Karnabahar ve kıyma çok yakışıyor. Salça vb de eklenebilir ama ben en beyaz haliyle, pamuk pamuk bir yemek hazırlamak istedim. Bu arada Kıbrıs'ta karnabahara "çiçek lahanası" deniyor. İlk duyduğumda çok şirin bulmuş ve yakıştırmıştım bu ismi.

27 Eylül 2016 Salı

54 Bayram Klasiğimiz: Tarihi Vefa Bozacısı


Boza denince akla ilk olarak elbette Vefa Bozacısı geliyor. Vefa Bozacısı denince de, İstanbul'da adını vermiş bir semt :Vefa. Resimde de görülen Vefa Bozacısı'nın ilk ve tek şubesi, büyük dedeleri Hacı Sadık Bey tarafından 1876 yılında açılmış. O dönemde 200'den fazla bozacı varmış ancak Vefa Bozacısının bu dükkanı, dünyadaki ilk resmi boza ticarethanesi olarak da tarihe geçmiş.


Vefa Bozacısı'nın içi adeta tarih kokuyor. Tablolar, seramikler, aynalar, tarihi şişeler... Ufak bir dükkan olmasına rağmen, 1800'lü yılların sonlarına götürmeye yetiyor sizi. Vefa Bozacısı'na geldiğinizde, şanslıysanız biraz bekleyip oturmaya ve bu ortamı teneffüs etmeye fırsatınız olacaktır. Biz bayramın 3. günü gittik, 5 dakika bekledikten sonra oturmaya yer bulduk ve bu harika ortamda bozalarımızın keyfini çıkardık.

Eskiden, bozanın bardakta kalan kısmı ziyan olmasın diye, insanlar yanında kaşıklarıyla gidermiş. Hatta kaşığı olmayanların, bir parmak hareketiyle bozanın kalanını aldıklarını da görmüşlüğüm olmuştu. Şimdi ise kolayı bulunmuş. Bardağın yanında tarçınınızı ve plastik kaşığınızı da ikram ediyorlar.


Boza, benim küçüklüğümden beri çok sevdiğim bir içecektir. Darı irmiği, su ve şekerden mayalandırılarak elde edilen bu faydalı içeceği, eskiden mahalle aralarında kış aylarında"Bozaaa, Booooozaaa" diye bağıran bozacıların güğümlerinden, tencere-sürahilere doldurarak satın alırdık. Sonralarda birçok şey gibi mahalle bozacıları da yok oldu. Tadı o bozacılardan aldığımız gibi olmasa da, paketlenmiş şişelerde satın almaya devam ettik. Tıpkı o bozalar arasındaki tat farkı gibi, Vefa Bozası'nın da dükkanında cam bardaklarda içtiğiniz boza ile, şişelenmiş hali arasında fark var. İmkan varsa, yerinde içerek bu lezzeti tatmalı. Farkın nedenini sordum; şişelenmiş ürünün içinde maya yokmuş, dükkandaki ise mayalandırılıyormuş. Maya katıldığında bozanın ömrü 3 güne düşermiş. Tadında ise nüans farkı olurmuş.Şişedeki Vefa Bozası 15 güne kadar dayanabiliyormuş. Türkiye'nin her yerine ulaştırabilmek adına, bozanın şişelenmesi gerektiği için, bu yöntem kullanılırmış. 


Boza ile leblebi ikilisi çoğu kişi için vazgeçilmezdir. Ben illa ki boza leblebi ile içilecek diyenlerden değilim, hatta olmasa daha tercihimdir. Ama isteyenler için  Vefa Bozacısı'nın hemen karşısında bir de Vefa Leblebicisi bulunuyor. Vefa Leblebicisinin hemen yanında da, Vefa Gazozcusu :)


Vefa Bozacısı'nda, bozanın yanı sıra, sirke, nar, limon sosu, limonata, şıra, Osmanlı şerbeti, demirhindi ve dondurma da satılıyor. Tarihi sirke şişeleri çok ilgimi çekti.


Vefa Bozacısı'nda cam bardaklarda boza içmek harika bir keyif. Bardağı 3 TL. İsterseniz, bu keyfi cam şişe ya da plastik kavanozlarda evinize de götürebiliyorsunuz. Biz bozamıza tarçınımızı ekledik, plastik kaşıklarımızı da alıp, oracıkta içtik. Yanımızda olmayan ev ahalisi için de, plastik kapaklı bardaklarda bozamızı satın alarak evimize götürdük.


Ve Vefa Bozacısı'nda tarih kokan bir köşe. Bu köşede oturabilmek adına özellikle bekledik. Atamız, 1937 yılında Vefa Bozacısı'nı ziyaret etmiş ve bu camekan içindeki bardakta boza içmiş. Ona saygı olarak ve bu güzel günün anısına bardağı saklanıp, Atatürk köşesi yapılmış. Gördüğümüzde gözlerimiz doldu.

Çoğu kişinin bildiği, ziyaret ettiği ama birçoğunun İstanbul'da yaşasa dahi henüz keşfetmediği bir yer Vefa Bozacısı. İster İstanbul'da yaşayın, ister şehir dışında, bu sağlıklı lezzeti yerinde tatmayı ihmal etmeyin.

Sevgiler.




18 Ağustos 2016 Perşembe

100 Browni Kurabiye

Browni Kurabiye

 Bu aralar evimizden eksik olmayan bir tarifimiz var : Browni Kurabiye. Tarifi ilk denediğimden bu güne, eşim haftada bir istiyor desem yalan olmaz. Geçen hafta arkadaşımın bebeğinin doğum günü partisine katılmıştık. Elim boş gitmeyeyim, bir çeşit de ben eklemiş olayım diye istedim ve bu güzel browni kurabiyelerden yaptım. Eve geldiğimizde eşim yine istedi :)

Kurabiye oldukça kolay ve hızlı hazırlanabiliyor, fırında şahane çatlıyor. Daha henüz sıcakken şerbetlendiği için, dışı sert, içi yumuşacık ıslak kurabiye haline geliyor. Diğer kurabiyelerden ayıran en önemli özelliği de zaten bu, ağzınızda dağılan browni kek kıvamında bir kurabiye. Dolayısıyla bizim evde çok sevildi. Pratikliği dolayısıyla da bir çırpıda yapabileceğim bir kurabiye oldu. Kurabiyeleri hazırlıyorum, oda sıcaklığına geldiğinde kek fanusuma koyup kapağını kapatıyorum. 1 haftaya kadar da tazeliğini koruyor, hatta bekledikçe daha da güzel kıvam alıyor.


9 Ağustos 2016 Salı

62 Cümbez: Nadir Kalan Bir Güzellik

Cümbez Ağacı

Cümbez, yakın zamanda tanıştığım ve şimdiye kadar sadece Kuzey Kıbrıs'ta görüp, tattığım bir meyve oldu. Henüz iki gün önce, eşim elinde bu meyvelerle geldi. Aaa! dedim, pembe incir ne değişik, ama aslında öğrendim ki, o koruma altına alınan, dünyada çok fazla kalmayan bir tropik incir ağacının meyvesi olan Cümbezmiş...

Lala Mustafa Paşa Cami- Mağusa

Bu ağacı aslında Kıbrıs'a ilk geldiğimde, Mağusa ziyaretimiz sırasında St. Nicholas Katedrali, şimdiki adıyla Lala Mustafa Paşa Cami'nin hemen önünde görmüştüm. Cümbez kelimesini de ilk kez duyduğum için, fotoğrafını çekmiştim. Sonradan araştırdığımda, bu cümbez ağacının, Kuzey Kıbrıs'ın bilinen en yaşlı ağacı olduğunu öğrendim. Ağacın 1298 yılında, Katedral inşa edilirken dikildiği tahmin ediliyor. Bu durumda ağaç 718 yaşında oluyor. KKTC Orman Dairesi'de 1991 yılından bu yana, bu ağacı ve türlerini koruma altına almış. Ağacın 5 metrelik gövdesi ve yaklaşık 15 metrelik boyunu gördüğümde, tarihi bir ağaç olduğunu tahmin etmiştim ama bu kadarını tahmin edememiştim.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

46 Evde Doğal ve Pratik Yoğurt Yapımı

Evde Doğal Ve Pratik Yoğurt Yapımı
Uzmanlar her fırsatta, yoğurdumuzu hazır almak yerine kendimiz mayalamanın çok daha iyi olduğunu söylüyorlar.  Dolapta günlerce ekşimeyen, katkı maddeli yoğurtların vücudumuza pek de faydası yokmuş. Hal böyle olunca, uzun zamandır acaba ben de kendi yoğurdumu mayalayabilir miyim, tutturabilir miyim diye düşünüyordum. Sonra yoğurt makinelerini keşfettim. Özellikle bebekleri ek gıdaya geçen annelerin tercih ettiği, tasarımları şirin mi şirin makineler... Bir tanesini beğendim, fiyatı da makuldü.  Ama okuduğum kullanıcı yorumlarından vardığım sonuç, yaptıkları şey aslında sütün mayalanma ılıklığının korunmasından başka birşey değildi. Yine sütü kendiniz ılıtıyorsunuz, kaplarına aktarıyorsunuz, mayalamayı yapıyorsunuz. Sadece üzerini örtmüyorsunuz, kapağını kapatıp 6-8 saat boyunca ılık kalmasını sağlamak için voltajı düşük de olsa elektrik harcıyorsunuz. Sonucunda da genel olarak ufak ufak kaplarda ya da tek bir kapta yoğurdunuz oluyor. Hem 6-8 saat bekleyip, bana göre az miktarda yoğurda sahip olma, hem fazladan elektrik harcama, hem de normalde herhangi bir kaba mayalarken kullanacağım aşamaların hepsini yapacak olmam nedeniyle, yoğurt makinelerine de aklım yatmadı. Ama tezgah üstünde görsel olarak çok şık durduklarını da söylemeliyim :)
              

1 Temmuz 2016 Cuma

44 Kıbrıs'ta Tatil Alternatifi- Bungalovlar

Bungalov
Kıbrıs'ta tatile geldiğinizde, konaklama olarak birçok alternatif var. En popüler olanı, lüks casinolu otellerde, herşey dahil sistemli konaklama. Bunun dışında daha makul fiyatlarda, pansiyonlarda ve 2-3 yıldızlı otellerde de kalmak mümkün. Diğer bir alternatif ise bungalovlar. Bungalovlar, yani genellikle tek katlı 1 yada 2 odalı, elektrik, su tesisatları döşenmiş, alçak evler. Bungalov kelimesi de "Bangladeş stili"nden geliyor zaten.

Ülkemizde özellikle Antalya, Olimpos ve civarında bungalovlar yaygın olarak hizmete sunulmuş. Yalnız buradaki evler çoğunlukla ahşaptan yapılmış. Kıbrıs'ta ise mimari daha çok beton ağırlıklı.

Karpaz

Bu hafta sonu, eşimle bir doğa ve spor içerikli etkinliğe katılmak üzere, Kıbrıs'ın haritadaki en ucu, Karpaz'a gittik. Hem doğa yürüyüşü, hem deniz, hem kumsal, hem bisiklet sürüşleri, doğa içinde konaklayıp, kahvaltı ve akşam yemeklerimizi de yiyebileceğimiz bir güzel etkinlik. 1 gece 2 gün konaklayacağımız bu yer, ufak bir tatil köyü görünümündeydi. Büyük bir arazi içerisinde, plajı, ormanlık alanı, bungalovları, açık hava restoranı, yürüyüş parkurları...

22 Haziran 2016 Çarşamba

52 Cehennem Topuzu- Alabaş

Cehennem topuzu- Alabaş


İstanbul'da hiç karşılaşmadığım bir sebze: Cehennem topuzu. İlk gördüğümde mutasyona uğramış bir turp gibi görünmüştü gözüme. Sonradan öğrendim ki, İzmir Ödemiş'te bolca üretilip, ülkemizin farklı illerine gönderilen bir turp çeşidiymiş. Ege Bölgesi'nde alabaş adıyla biliniyormuş. Kıbrıs'ta ise cehennem topuzu-gulumbra olarak biliniyor.  Yurt dışında ise kohlrabi ismiyle anılıyor.


Büyüklüğü ortalama bir kavuna yakın olabiliyor. Açık yeşil ve eflatun olmak üzere iki rengi bulunuyor. Hem şalgama hem de turpa benziyor. Ancak tadı turp gibi acımtırak değil. Tarif etmesi güç ama hem tatlı bir turp yemiş, hem de elma yemiş gibi bir tat bırakıyor ağzınızda. Ayrıca hem yumru kısmı, hem de yaprakları yenebilen nadir sebzelerden biri.


Cehennem topuzu- Alabaş

Cehennem topuzu, Kıbrıs'ta genellikle, dilimlenip limon ve tuz ilavesi ile salata-meze gibi tüketiliyor. Acı bir tadı olmadığı için, sabah, öğle, akşam her öğünde yeniliyor. Yanına çakıstes zeytin de çok yakışıyor. Bu şekilde çiğ tüketilmesinin yanında, çorbasını, dolmasını, yemeğini de yapanları gördüm. Ancak ben en çok bol limonlu çerez gibi tüketildiği halini seviyorum. Gerçekten alışkanlık yapıyor, başladığınızda tabağı bitirmeden duramıyorsunuz. Daha önceden bu lezzeti nasıl tatmamışım diye üzüldüğümü biliyorum.

15 Haziran 2016 Çarşamba

84 Nerede Bu İstanbul Hanımefendisi? Hanım'dan Haberler Var




İstanbul Hanımefendisi bu aralar bloğuna pek uğrayamadı. Arayan, soran, merak eden herkese çok teşekkür ederim. Çok şükür olumsuz bir durum, sağlık problemi vb. yok. Aksine güzel haberler var paylaşabileceğim. Bir süredir mesleki gelişim ve yükselme ile ilgili bir lisansı almak için, yoğun olarak ders çalışıyordum. İş, ev, dersler arasında zaman bulmam biraz zor oldu. Sınav bitti, inşallah sonuçlarını da iyi alırım (dualarınızla).

Bununla birlikte iki kişilik çekirdek ailemize bir minik geliyor :) İnsan böyle güzel bir haber alınca, tüm sevdikleriyle paylaşıp, onların dualarını ve iyi dileklerini de almak istiyor. Sizler de benim blogger ailemsiniz, ortak paylaşımlarda bulunduğum sevdiklerimsiniz. O nedenle sizlerle de bu mutluluğumu paylaşmak istedim. Henüz 3,5 aylık küçücük bir pambık. Allah'ın bir mucizesi.

En büyük hayallerimden biri, bir bebek günlüğü tutmaktı. Şimdi bir yandan ileride, inşallah bizim pambığa verebilmek üzere günlüğümü tutuyorum. Bir yandan da bu heyecanımı, mutluluğumu, yaşadıklarımı, öğrendiklerimi yazdığım bir kardeş blog hazırlıyorum. Bu zamana kadar bu bloğu sadece kendime özel hazırlıyordum. İlk 3 ayın riski korkutuyordu beni. Şimdi ise bu heyecanı herkesle yaşayabilmek, önerilerinizden, tecrübelerinizden faydalanabilmek için sizlerle de paylaşmak istiyorum. O blog kendine has olarak, İstanbul Hanımefendisi'nden bağımsız bir günlük olarak devam edecek. Bu süreçte siz de benden desteklerinizi esirgemezsiniz değil mi?





Umarım bu süreci sağlıkla geçirip, yine sağlıkla kucağımıza aldığımızı duyurduğum yazıları da yazmak nasip olur. Allah tüm isteyenlere, bu güzellikleri yaşamayı nasip etsin.

İstanbul Hanımefendisi'nin Bebek Günlüğü

http://istanbulunbebegi.blogspot.com.tr/


Herkese Kocaman Sevgiler...




25 Mayıs 2016 Çarşamba

73 Tarihi Kıbrıs Evlerinin Kapıları

Tarihi Kıbrıs Evlerinin Kapıları


1974 ve öncesinde, Girne'de yoğun olarak Rumlar yaşarmış. Türkler ise, genel olarak "Türk Mahalleleri"nde bir arada yaşamayı tercih ederlermiş. Fırınları, kahvehaneleri, lokantaları, terzileri ve tabi ki camileri de bu mahallede, evlerinin yanı başında bulunurmuş.



Girne, Çok Şükür ki  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetiminde bir şehir. Şu anda Türklerin yaşadığı bir şehir olması ile birlikte, yabancılar da huzurla barış içinde yaşayabiliyorlar. Bununla birlikte Girne'nin tam merkezinde, bizim de şu anki evimize oldukça yakın mesafede "Türk Mahallesi" adıyla anılmaya devam edilen bir mahalle bulunuyor. Daracık sokakları, eski ama tam Kıbrıs mimarisindeki evleri,  evler ile bitişik camisiyle, çok sevdiğim bir mahalle. Sokaklarında her yürüyüşümde, ki bunu sıklıkla yapıyorum, evlerin kapılarını da ayrı bir hayranlıkla inceliyorum. Bu güzel yapılara, bir o kadar güzel kapılar takmışlar. Önlerinden geçerken insanın içi açılıyor, adeta bu evlerde yaşamak istiyor.

17 Mayıs 2016 Salı

47 Sürme Taşı- Nam-ı Değer İsmid Taşı

Sürme

Suudi Arabistan ziyaretimizde, kendime de, yakınlarıma da sürme taşından almıştım. İsmid taşının membağına gidince, orjinal sürme taşına da sahip olma imkanı doğunca, bunu değerlendirmemek olmazdı. Açıkçası, bizim Hac malzemeleri satan dükkanlarımızda, çok çeşitli markalar var. Kimi eyeliner kıvamında ıslak satılıyor, kimi toz halinde, kimi de aşağıdaki gibi taş halinde. Hazır karışımların içinde katkı maddelerinin olduğunu bildiğim için, orijinal halini almayı tercih ettim.

İsmid Taşı


İsmid taşı aslında İsfahan'dan çıkarılıyormuş. İsfahan, İran'ın bir şehri. En büyük ihracatçısı ise tahmin edildiği gibi Suudi Arabistan. İsmid taşı, gümüş, simli gibi bir taş. Elinize aldığınızda hafif bir kokusu var. Taşın içeriği, antimuan, sülfür (kükürt), çinko imiş. Katkısız bir şekilde kullanabilmeniz için en güzeli, taşın orjinalini bulup öğütmek. Ya da benim gibi, güvendiğiniz bir yer varsa, toz halini de alabilirsiniz.

6 Mayıs 2016 Cuma

40 Glapsides Plajı - Gazi Mağusa

Glapsides Plajı - Gazi Mağusa
Biz, geçtiğimiz hafta sonu deniz sezonunu açtık :) Bu yıl denize olan özlemimi ilk Glapsides Plajı'nda gidermek istedim. Bana göre KKTC'nin en mükemmel denizi ve plajı, Glapsides. Kıbrıs'ın güneyinde Gazi Mağusa şehrinde bulunuyor. Ve Glep-sayds olarak değil, yazıldığı gibi okunuyor. Eğer Gazi Mağusa'ya gelip, halktan birine Glepsayds'a nasıl gidebilirim diye sorarsanız, kimse anlamaz söylemedi demeyin :)

Gazi Mağusa
Glapsides, şehir merkezine yakın bir plaj. Mağusa'da denize girmek isterseniz iki alternatifiniz bulunuyor. Birincisi Palm Beach Plajı da denen Kapalı Maraş'ın hemen önündeki küçük bir plaj. İkincisi ise Glapsides. Aslında Mağusa, denize uzun kıyısı olan bir liman şehri. Fakat stratejik konumu nedeniyle, deniz kenarlarının büyük çoğunluğunda Askeriye mevcut. Tabi bir de Mısır'dan özel getirilen harika kumlara sahip, zamanın Miami'si Maraş bölgesi var. Şu anda orada Türk-KKTC Askeri ve Birleşmiş Milletler görevlileri dışında yaşayan kimse yok. Giriş yasak. Bir başka yazımda Maraş'tan da bahsedeceğim.

29 Nisan 2016 Cuma

58 Şeftali Kebabı - Kıbrıs Mutfağı



Şeftali Kebabı

Şeftali Kebabı, hellim ile birlikte KKTC'nin en çok bilinen yiyeceklerinden biri. Kıbrıs'a geliyorum ne yemeliyim diye sorduğunuzda, adını ve methini muhakkak duyarsınız. Şeftali kebabının aslında meyve olan şeftali ile hiçbir alakası yok. Bu konuda iki rivayet var: Birincisi, kebap pişerken, dışı nar gibi, şeftali gibi kızarıyor ve bundan dolayı da şeftali kebabı deniliyor. İkinci ve daha baskın olan rivayet ise, yıllar önce bu kebabı yapmaya başlayan Şef'in adı Ali imiş. Şef Ali Kebabı diye anılırken, günümüze kadar ses değişimine uğrayıp, Şeftali Kebabı adını almış.


Şeftali Kebabı
Şeftali kebabı, kıymalı iç malzemenin, gömlek dediğimiz ince iç yağına sarılması ile hazırlanıyor. Bir nevi Bursa yöresine özgü Ciğer sarma gibi.İyi bir şeftali kebabı için, birkaç püf noktasına dikkat etmek gerekli. Kullandığınız gömlek iç yağı ne kadar ince ise, kebap o kadar lezzetli oluyor. Çünkü kebap pişerken, gömlek de yağını akıtıyor ve köftenin dışında ince bir tabaka kalmış oluyor. Kullanılan kıyma oğlak kıyması olursa tadından yenmez ama genellikle daha rahat bulunabilmesi açısından kuzu- dana karışımı kullanılıyor. Şeftali kebabının iç harcına ekmek içi ya da galeta unu eklenmiyor. Her bir köfte yaklaşık olarak orta parmak uzunluğunda sarılıyor. Köfte malzemesinin içine bol maydanoz olmazsa olmazlardan. Ve en önemli nokta, şeftali kebabı mangalda pişirilmeli. Hazırlanan şeftali kebabı, ya ızgara telinin üzerinde ya da çifte şişe geçirilerek mangal kömüründe pişirilir. Mangalda cızır cızır eriyen iç yağı, zamanla eti şeftali gibi kızartır.

26 Nisan 2016 Salı

60 Bir Tatlı Huzur Almaya Mı Geldiniz? Hoşgeldiniz...



Hoşgeldiniz, Sefalar Getirdiniz Efendim...

Sevgili Cafe Tigris büyük  bir incelik göstermiş ve Haftanın Bloğu olarak, nacizane bloğum İstanbul Hanımefendisi'ni seçmiş. Çok mutlu oldum, nasıl onore olduğumu kelimeler ile anlatamam. Kendisine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Öyle güzel anlatmış ki beni, o kelimeleri seçişi, gerçekten ben miyim acaba dedim. Ben de bu güzel haberin şerefine, tüm misafirlerime lokum eşliğinde Türk Kahvesi ikram etmek istiyorum. Yanında da biraz hoş sohbet ederiz ve Cafe Tigris 'in armağan ettiği aşağıdaki güzel eseri dinleriz, ne dersiniz?



Kahvenizi Nasıl İçerdiniz?

Kocaman Sevgiler...


21 Nisan 2016 Perşembe

36 Yakın Doğu Üniversitesi Klasik ve Spor Araba Müzesi

Yakın Doğu Üniversitesi Klasik ve Spor Araba Müzesi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Lefkoşa sınırları içerisinde, KKTC'nin en büyük üniversitelerinden biri olan Yakın Doğu Üniversitesi bulunuyor. Yakın Doğu Üniversitesi içerisinde de Klasik ve Spor Araba Müzesi mevcut. Uzun bir süredir, eşimle gitmeyi planlıyorduk ancak çalıştığımız için müze saatleri uymuyordu. Geçenlerde müzeye yeni araçlar eklendiğini ve müze binasının dekorasyonun yenilendiğini öğrendik. Bir cumartesi sabahı erkenden yola çıktık ve büyük bir hevesle müzeye vardık.
Near East University Car Museum, 2007 yılında Üniversite kampüsü içerisinde kurulmuş. Şu anda 120 yıl önce üretilen araçta, 2000'li yıllarda üretilen araçlarda dahil olmak üzere 140'ın üzerinde otomobil sergileniyor. Araçların bir kısmı  Günsel ailesinin kullandığı araçlardan oluşuyor. Bazıları ise KKTC tarihine ışık tutuyor. YDÜ Otomobil Müzesi KKTC'nin ilk ve tek otomobil müzesi olma özelliğini de taşımaktadır. Benim gibi klasik araç meraklısıysanız, müzeleri seviyorsanız, bol resimli YDÜ Klasik ve Spor Araba Müzesi'ni benimle gezmeye hazır mısınız?

14 Nisan 2016 Perşembe

54 Mersin Meyvesi - Murt


Mersin meyvesi- Murt

Yaban mersinini ilk yaygınlaşmaya başladığı zamanlardan beri satın alıp yemeyi çok sevenlerdenim. İstanbul'da marketlerde paketlenmiş olarak ya da pazarlarda, kuru yemişçilerde satılan kırmızı kurutulmuş meyvelere yaban mersini deniyor. Tatlımsı, harika aroması olan bir meyve. Mersin ile ise Akdeniz Bölgesi'nde tanıştım. İlk başta bizim yediğimiz yaban mersini ile arasında adından başka bir bağ kuramadım. Zaten farklı meyvelermiş ve yaban mersinlerinin birçok çeşidi bulunuyormuş.

Kuzey Kıbrıs'ta bu meyve pazarlarda taze olarak satın alınabiliyor. Kilosu da 3-4 TL. Yani yaban mersininden oldukça ucuz. Tadı, ağızda hafif burukluk bırakıyor, içinden çıkan çekirdekleri de çıtır çıtır ağzınıza geliyor. Hafif buruk tadına rağmen, aldığınız güzel tatlımsı dokudan sonra tekrar tekrar ağzınıza atmak istiyorsunuz. Bu zeytinden de küçük taneli, nohut büyüklüğünde mersin, bana iğdeyi anımsattı, eğer tam olgunlaşmadıysa ağzınızı buruşturur, olgunlaştıysa tadından yenmez.

4 Nisan 2016 Pazartesi

74 Mantarlı ve Ispanaklı Tortellini Tarifi


Mantarlı ve Ispanaklı Tortellini

Tortellini, içi peynir dolu bir nevi bizim mantımıza benzer İtalyan makarnası. Tortelliniyi hazırlamak için hamur açılıyor, dinlendiriliyor, küçük küçük parçalara ayrılıp, içine peynir koyup, kendine has bir şekil veriliyor. Tortellini ile ilk, yaşadığımız şehirde ünlü bir otelin restaurantında tanışmıştım ve lezzetinin müptelası olmuştum. Sonra o restaurantta çalışan tanıdık bir aşçı sayesinde  tarifini aldım ve bu lezzeti evimde de yapmaya başladım. Tek fark, benim işi kolaylaştırıp, hamurunu kendim açmak yerine, Barilla'nın Tortellini Emiliani makarnasıyla yapmam oldu. İnanın pek bir fark yok çünkü Barilla'nın bu makarnası gerçekten harika. Makarnaların içini 3 çeşit peynir karışımıyla hazırlamışlar, nefis bir tat çıkmış ortaya. Fiyatı normal makarnaya göre daha pahalı, 8-10 TL arasında fiyatlar ile marketlerde satılıyor. Arada bir kendinizi şımartmak isterseniz, kesinlikle tavsiye ederim.

Tortellini oldukça kalorili ama lezzetli bir tarif. 250 gramlık paket makarna ile 3 kişi doyabiliyor çünkü ekstra sos hazırlıyoruz. Yapması da oldukça kolay. Kendinize veya misafirlerinize adı da kendisi de havalı bir tarif yapmak isterseniz, ihtiyacınız olan her şey bu yazıda... (Şef'in bize tarifi verdiğini kimse duymasın, aman ha aramızda kalsın, adam işinden olmasın :)


Barilla Tortellini

28 Mart 2016 Pazartesi

79 Mini Mini Kumkuat

Kumkuat

Kumkuatı market raflarında ilk gördüğümde, bu minnacık meyvelerin kabuğunu kim soymakla uğraşır ki, demiştim. Sonra sıklıkla gittiğimiz Botanik Bahçe 'de bir ağaca göre oldukça minik saksılar içinde, üstü mini minnacık meyvelerle dolu ağacını gördüm. İşte o gün, kendisiyle olan aşkımız başladı. O günden bu yana bu güzel meyvenin ağacının evimizi süsleyeceği günün hayalini kuruyorum. Balkonumuz ne kadar minik olsa da, kendisine çok yakın zamanda yer ayıracağım, kararlıyım!

Kumkuat Ağacı
Dünyada kabuğu ile yenebilen tek narenciye çeşidi, kumkuatmış. Ayrıca evde, balkonda yetiştirilebilecek nadir meyve ağaçlarından biri. Kumkuata kimi kamkat diyor, kimi kumkucuk, bilimsel ismi ise oldukça havalı: Fortunella Margarita. Kumkuat adı, ana vatanı olan Çin'den geliyormuş, anlamı ise "altın portakal".

Kumkuat
Tüm narenciye meyvelerinde olduğu gibi, kumkuat da C vitamini açısından oldukça değerli bir meyveymiş. Dolayısıyla bağışıklığınızı güçlendiriyor, gribal enfeksiyonlara karşı vücudumuzu koruyor. Ayrıca tansiyon ve kolesterol rahatsızlıkları olanlarda  da olumlu etkileri oluyormuş.

Kumkuat

Tatlı kaşığında kumkuat

Kumkuat, narenciye ailesi olması sebebiyle, rengi, dokusu, aynı minyatür bir portakalı andırıyor. Şekli ise biraz daha uzun, limona benziyor. Ama limon, portakal, mandalina gibi kabuğunu soymanıza hiç gerek yok. Büyüklüğü ortalama 1 tatlı kaşığı kadar var, yok. Olgun bir kumkuatın lezzeti ise enfes. Dış kabuğunda hafif ekşimsi tat alıyorsunuz ama içi şeker portakalı gibi. Meyvenin kendisi küçük ama mis gibi turunç kokusu var. Hatta yıkarken elleriniz bile kokuyor. Tek başına yemeyi çok seviyorum, ama çikolataya bandırdığımda da harika bir sunum oluyor. En son eşimin doğum gününde meyve buketi hazırlarken kullanmıştım kendisini, herkes de bayıla bayıla yemişti.

Meyve Buketinde Kumkuat
Kumkuatın reçeli de oldukça meşhur. Reçelini yaptığımda hiç fotoğrafını çekmemiştim ama yapılışı oldukça kolay. Acısı gitsin diye kaynamış suda 5-6 dakika kaynatıyorum. Soğutup ikinci kez kaynamış suda 5-6 dakika kaynatıyorum. Ardından 1 litre sıcak suya 750 gr toz çeker koyup hazırladığım şerbete kumkuatları atıyorum. Bir kaç damla limonu da ekleyip, reçel kıvamına gelene dek pişiriyorum. Bu reçel önce görsel olarak cezbediyor, sonra da lezzet olarak beğeni kazanıyor.

Kumkuat
KKTC'de neredeyse her evin bahçesinde bir narenciye ağacı bulunuyor. Yürüdüğünüz yollarda da üstü meyvelerle dolu portakal, limon, mandalina ağaçları. Hatta Pomelolar bile var, ağaç dalları meyvelerini zor taşıyor. Özellikle bahçesi olan evlerde de, bu güzel kumkuatları görebiliyorsunuz. Dalından mis gibi koparıp yemek müthiş zevk. Eğer benim gibi narenciye severseniz, değişik tatları keşfetmeye meraklı iseniz, kesinlikle tavsiye ederim.





24 Mart 2016 Perşembe

26 Suudi Arabistan Bölüm 2 : Mekke

Kabe

Suudi Arabistan'da 3 gece Medine, 8 gece Mekke olarak kaldık. Medine nasıl bir şehir, nelerle karşılaştık Suudi Arabistan Bölüm 1 : Medine yazımda okuyabilirsiniz. Mekke ile Medine arası kara yoluyla yaklaşık 5-6 saat sürüyor. Medine'den Mekke'ye gelirken eğer umre yapacaksanız, Mikat sınırı denilen mescitlerde niyetlenip ihrama giriyorsunuz.

Saat : 19.00 civarında Mekke'ye, kalacağımız otele vardık. Tur şirketi, otobüsten valizleri otel görevlilerinin alacağını söyleyerek bizim, yemeklerimizi yeyip, katlara çıkan valizleri alıp, lobide beklememizi istedi. Yemekten sonra odaların bulunduğu kata çıktığımızda, eşimin valizi hariç tüm valizlerimiz oradaydı. Hemen görevlilere konuyu ilettik, bir karışıklık olmuştur buluruz dediler, biz de Kabe'ye gitmek üzere otobüslere bindik.


Zemzem Tower
   

9 Mart 2016 Çarşamba

66 Mim : Kişisel Blog Yazarları Ne Düşünüyor?



Benim yapmakta oldukça geciktiğim bir mim. Geç olsun, güç olmasın diyerek, beni mimleyen tüm değerli blogçulara buruk bir selam göndererek başlamak istiyorum. Buruk diyorum çünkü; bu mimin yaratıcısı  1 Delinin Günlükleri idi. Fakat geçen hafta bloğunu sonlandıracağına dair son yazısını yazdı, bir kaç gün yazı blogda olunca, belki bir ihtimal kararından vazgeçmiştir diye düşünürken, maalesef ki komple kaldırıldığını gördüm. Kararına oldukça üzüldüm ama kendi o şekilde uygun görmüş. Umarım her şey gönlünce olur. Buradan, eğer okursa diye kendisine selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Ayrıca beni mimleyen sevgili Kore Fenomeni'ne, sevgili Adam Mutlu'ya, sevgili Nilgün Özen Aydın'a, sevgili Tigris Driver'a ve sevgili Dikiş Sevdası'na çok çok teşekkür ediyorum. Sayfalarını ve onlarında cevaplarını bulabileceğiniz mimlerini, tekrardan ziyaret edersiniz değil mi?

1. Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?

Bloğumun olduğunu ailemden ve arkadaşlarımdan sadece birkaç kişi biliyor. Eşim mecburen biliyor, çünkü saatlerce internette yazılar yazmamın, inciğin, cinciğin, evde pişen poğaçanın, böreğin fotoğrafını çekmemin bir açıklaması olmalı :) Bazen gittiğim bir yerin özelliklerini ya da pişirip ikram ettiğim bir yemeğin tarifini sorduklarında, ben olduğumu söylemeden bloğumun linkini veriyorum. Bakın burada ne güzel anlatmış, buradan okuyun diye :) Çok zevkli oluyor farkında olmadan beğenmeleri ya da eleştirmeleri.


2. Neden blog yazıyorsunuz?

Uzun zaman blog dünyasını takip ettim. Beğendiğim ürünlerde, gezmek istediğim yerlerde, okumak istediğim kitaplarda ya da izlemek istediğim filmlerde vb. bilgi edinmek için, ünlü haber sitelerine, sayfalara değil, samimiyetine ve görüşlerine daha fazla güvendiğim blog sayfalarına bakıyordum. Sonra neden ben de yazmıyorum, hem kendim için, hem okuyucular için paylaşmıyorum düşüncesiyle bloğumu açtım. Bloğum hem benim gezdiğim, gördüğüm, tattığım, yaptığım, keşfettiğim herşeyi yazdığım bir not defterim oldu, hem de bunları paylaştığım bir sosyal ağ oldu.




3. İlk yazınız ile son yazınız arasında nasıl bir fark var?

İlk yazılarımı sanki facebookta ya da instagramda paylaşım yapıyormuş gibi hazırlamışım :) Zamanla yazmak istediğim tarz biraz daha oturdu. Ama yine de eskileri silmek istemedim, bin bir heyecanla yazılan, acaba kimse okumuş mu diye defalarca kontrol edilen ilk yazıların bende yeri başka. Kim bilir, yıllar sonra buralarda olabilirsem, belki bu yazdıklarım da, o zaman amatör gelecek. 

4. Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?

Blog yazmak, hayatınıza bir sorumluluk ekliyor. Sizin yazılarınızı takip eden, sizi merak eden kişilere karşı bir sorumluluğunuz var artık. Onlara değer verdiğinizi gösterebilmeniz için, mümkün olduğunca kaliteli ve düzenli yayın paylaşma gereği duyuyorsunuz, yapılan yorumlara en kısa sürede cevap vermeyi bir borç biliyorsunuz. Değer verdiğiniz ve takip ettiğiniz blogların yayınlarını ise, geçmişe dönük muhakkak okuma isteği duyuyorsunuz. 

Apartmanınızdaki uzun zamandır karşılaşmadığınız bir komşuyu merak eder gibi merak ediyorum her birini. Bazen, özlediğim, uzun zamandır sesi çıkmayan, yayın paylaşmayan arkadaşlarıma seslenmem de bu yüzden. 

Gezdiğim yerlere de, karşılaştığım değişik şeylere de ayrı bir özen gösteriyorum artık, çünkü onların her biri, aynı zamanda bloğumun yayınına birer kaynaklar.

Blogger dünyası, insanların birbirini hiç görmeden de sevebileceğini gösteren bir dünya oldu benim için. Hiç tanımadığınız birinin mutluluğu ile mutlu olurken, üzüntüsü ile üzülebiliyoruz. Adı sanal, kendi gerçek bir dünya...




5.Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?

Para kazanacağını düşünerek, hediyelere ve deneme ürünlerine özenerek yapacaksa, önermiyorum. Blog yazmaya başlamak kolay, sürdürebilmek zor olanı. Ama günümüzün teknoloji dünyasında, başkalarına yapacağınız paylaşım için değil de, sadece kendiniz için dahi olsa, bir sayfanızın olması, orada hatıranızı bırakmış olmanız çok güzel bir şey. Hayatındaki bir parçayı, vakit ayırıp da kelimelere dökebilen için ne mutlu...


6.Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

Yaşadığım şehir, gezdiğim yerler, okuduklarım, konuştuklarım, yediklerim, sevdiklerim, sevmediklerim. Hepsi öğretici bir kaynak benim için. Küçük bir not defterim var ve gün içinde aklıma gelenleri ona not alıyorum. Sonrasında da bloğumda, notlarımla ilgili yayınlar hazırlamaya çalışıyorum. Blog yazmaya başladığımdan beri fotoğraf makinemin ve telefonumun hafızası hep sınırlarda, ne kıyabiliyorum silmeye ne de kolay kolay aktarabiliyorum belleğe :)


7.Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?

Blog dünyasında da kocaman bir ailem var artık diyorum, çok sevdiklerim öyle çok ki... Ben de sevgimi mümkün olduğunca onları ziyaret ederek ve yorumlarımda belirterek göstermeye çalışıyorum. Sahi bilmem, gösterebiliyor muyum? Hem bloggerları en iyi yine blog yazarları anlar. Destek görmek için, destek vermek, iletişim kurmak gerekir. 

8.Şikayetçi olduğunuz konular var mı?

Herkesin bloğu aynı zamanda onun evi. Bin bir emekle, kendi zevklerinde tasarlanan blog ve kendi ilgi alanlarında ya da duygularında hazırlanan yazılara, öncelikle hepimizin saygılı olmasının gerektiğini düşünüyorum. Zevkler farklıdır, görüşler aynı olmayabilir elbette. Ama nezaket dışı müdahaleler, yorumlar, hiç hoş karşılamadığım durumlar oldu her zaman. Kendi bloğumda da olsa, başkasının bloğunda da. Bir de emek hırsızlığı var elbette. Söz konusu ne olursa olsun, var olan bir emeği, kendi emeğiniz gibi göstermenin hırsızlıktan farkı olmadığını düşünüyorum. Ve kendimize yapılmasından hoşlanmayacağımız hiçbir şeyi, başkasına da yapmamalıyız.



Geri dönüp okuduğumda ne kadar ciddi cevaplar vermişim dedim :) Bu mimi belkide son cevaplayan olduğum için, hala yapmamış olan herkesi mimledim

Sevgiler.